29 Mayıs 2013 Çarşamba

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.

Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez.

Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der.

Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz... şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.

Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.

Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.

Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma!
Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.

Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.

Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur.

Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider!

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.

O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.

Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.

Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.

Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.

Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.

Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.

[CEMAL SÜREYA]

25 Temmuz 2012 Çarşamba



biraz değiştim,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar;
değiştim,
unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
ben benimle savaşıyorum,
seninle değil!
sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
sorun değil!

elbet alışırım,
biraz alıştım,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
alıştım,
varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
bir yanım bırak diyor bir yanıma,
kesin değil!

henüz tanıştım,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda;
bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
samimi değil!

bir hayli kırıldım,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
aslında ne sana, ne olanlara;
kendime kırgınım;
maziye hiç değil, an'a kırgınım.
anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına;
bir hayli kırgınım
beni ben kırdım oysa,
iyi değil!

galiba yoruldum,
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
kendime kalbimi kanıtlamaktan,
ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum..

5 Nisan 2012 Perşembe

Albert Camus
‎"Basitlik sözcüğünün tehlikeli bir niteliği var.
Ve bu gece yaşamın belirli bir saydamlığı karşısında
artık hiç bir şeyin önemi kalmadığı için
ölmek istenebilmesini anlıyorum.
Bir insan acı çeker,
mutsuzluk üstüne mutsuzluğa uğrar.
Katlanır bunlara,
yazgısını benimser,iyice yerleşir içine.
Saygı görür.
Sonra,bir akşam,
hiç:
bir zamanlar çok sevdiği bir dostuna rastlar.
Dostu biraz dalgın konuşur onunla.
evine dönünce,adam kendini öldürür.
sonra gizli dertlerden,bilinmeyen dramdan sözedilir.
Hayır.
İlle de bir neden gerekirse,
dostu kendisiyle dargın konuştuğu için
öldürmüştür adam kendini.
böyle işte,
dünyanın derin anlamını duyar gibi olduğum
her seferde,
onun basitliği şaşırttı hep beni..'

Tersi Ve Yüzü.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Bazen hoşçakal demen gereken zamanlar vardır. Acıtmasına rağmen denemeyi öğrenmelisin. Biliyorum, gitmene izin vermeliyim. Ama biliyorum ki nereye gidersen git asla uzakta olmayacaksın.. Çünkü parlak bir yıldızın ışığı gibisin. Yaşamımda parlamaya devam edeceksin… Hiçbir mesafe bizi ayrı tutamaz. Sen benim kalbimde olduğun sürece bu gözlerden hiç bir gözyaşı düşmeyecek.. Çünkü aşkın gerçek sevgisi asla ölmez.. Sonsuza dek canlı kalır… Zaman sahip olduklarımızı alamaz… Birlikte olduğumuz zamanları hatırlayacağım. Zamanımızın bittiğini düşünebilirsin.. Ama sen hala benimsin…

Not: Seni Seviyorum
Geceleri gökkuşağına boyamak mıdır suçum?
herkes bağırırken şiirler okumak mı,
susmak mı sözün bittiği yerde, kusmak mı sindirebildiklerinizi?
apansız uykum kaçıyor kaç gece, bu da mı aleyhime kanıt?
sondan saymaya başladım adları-böyle hoşuma gidiyor
beğenmeseler de seviyorum ellerimi,
hep olmayacak düşler görüyorum, yenileceğim kavgalara giriyorum durmadan.
İtiraf ediyorum…

Silin adımı listenizden, yokum; aslında bir oyun olan kavgalarınızda ve aslı bir kavga olan oyunlarınızda. Kirli sevinçlerinize ortak etmeyin beni. Gözyaşlarınızı da paylaşmıyorum. Yalan övgülerinize ihtiyacım yok.
Gıyabımda kesinleşmiş hükümler verin.

Bir sürgün nereye sürülebilir? Gölgeler kelepçeye vurulur mu?
Çekilin, yürümediğiniz yolları(mı) kirletmeyin.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Bazıları Delirmez

bazıları hiç delirmez
ben, bazen koltuğun arkasında
3-4 gün boyunca yattığım olur
orda bulurlar beni
melaikeymiş derler
sonra gırtlağımdan aşağı
şarap döküp
göğsümü ovarlar
yağ serperler üzerime
sonra kükreyerek kalkarım
atıp tutar, köpürürüm
onlara ve evrene küfreder
bahçeye kadar kovalarım
sonra kendimi çok iyi hisseder
tost ve yumurtanın başına otururum
bir şarkı mırıldanıp
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazıları hiç delirmez
ne korkunç hayat sürüyorlardır
kim bilir

charles bukowski

31 Mart 2012 Cumartesi

Bazen;


Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir
çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...




William Shakespeare
“Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde, ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak zorundasınız. Bataklık kumu gibi tıpkı… Daha başından umutsuz. Bir öykü, bir resim, heyecanı biraz yenileyebilir, ama yeterince değil, yeterince değil. Şimdinin dışında hiçbir şey gerçek değildir, daha şimdiden yüzyılların ağırlığının beni boğduğunu duyumsuyorum. Bir zamanlar, yüz yıl önce bir kız yaşamıştı, şimdi benim yaşadığım gibi. Sonra öldü. Ben şimdiyim, göçüp gideceğimi de biliyorum ama. Doruktaki o an, o parıltı gelip geçiyor, sürekli bir bataklık kumu. Ama ben ölmek istemiyorum”

nerdesin ..

Bir vurgunda parçalanır gövden
ah o öksüz çocuk susuşu
bahçıvan yorulur bir gün
eline batan dikenlerden

alfabesindeysen daha hasretin
ben ilmindeyken ..

selma ağabeyoğlu

29 Mart 2012 Perşembe

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...

Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....

HOŞ GELDİN - N.Hikmet - 1932 Birinciteşrin 5, Çarşamba gecesi

28 Mart 2012 Çarşamba

Bilmezler hiç koku alamazlar.
Keskin kokular hep derinlerde.
Doğru bilmişler hayatı hep yanlış yaşamışlar.
Büyük adamlar gibi konuşmuşlar...
Yanılmış tekrar yorulmuşlar...

Oysa hepimiz bir iş istiyoruz, düzene para uğruna satıyoruz özgürlüğümüzü... Reddettiklerimize sarılıyoruz, takım elbiselere sıkıştırıyoruz kafe projesi için yanıp tutuşan bedenlerimizi... Herkes gibi şablonlara aşık oluyoruz, şablonları iyi belleyip herkes gibi sevişiyoruz. En acı olanı da bu sanırım...

Ben ki yalnızlığı severim.
Bilirim, tüm türlerin efendisi kendisidir.

Benim korkularım suyum bulandığında başlar...
Kimse sana özgürlük veremez. Kimse sana eşitlik veya adalet veya başka birşey veremez. Eğer adamsan, sen alırsın. . (Malcolm X)
Yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim?
Kendine varan yolu aramak mı istersin? Biraz dur da beni dinle.
“Arayan, kolay yiter. Her türlü yalnızlık suçtur.” Böyle der sürü.
Ve sen sürüdendin uzun bir süre.
Sürünün sesi daha sende çınlayacak.
Ve sen desen: “ Artık sizinle ortak vicdanım yok benim” yakınma ve ağrı olacak bu.
Derdinin yolunu, yani kendine varan yolu yürümek mi istersin?
Öyleyse hakkını ve bu işi becerecek gücünü göster bana!
Sen yeni bir güç ve yeni bir hak mısın? Bir ilk devinme misin?
Bir kendi kendine dönen tekerlek misin?
Yıldızları kendi çevrende dönmeye zorlayabilir misin?
Yazık, yüksekliğe tutkunluk öyle çok ki!

Gözü doymaz kişilerin çırpınmaları öyle çok ki!
Tutkun ve gözü doymaz bir kişi olmadığını göster bana!
Özgür mü diyorsun kendine?
Egemen düşünceni işitmek isterim ben senin, boyunduruktan kurtulduğunu değil.
Kendi kötün ile kendi iyini kendine sağlayabilir misin,
kendi istemini bir yasa olarak kendi üstüne asabilir misin?
Kendi kendinin yargıcı olabilir misin?
Bugün kalabalığın acısını çekersin daha, ey tek kişi:
Bugün yürekliliğin tam daha ve umutların.
Ama bir gün yalnızlık yoracak seni,
bir gün eğilecek gururun ve yürekliliğin yılacak. Bir gün haykıracaksın:
“Yalnızım ben!”
Yalnızı öldürmek isteyen duygular da vardır; başaramazlarsa, kendileri ölürler sonra!
Ama sen buna yeterli misin, katil olmaya?
Kardeşim, ‘horgörme’ sözcüğünü tanıdın mı?
Peki doğruluğunun, seni horgörenlere karşı doğru olmanın ağrısını?
Onlar haksızlık ve çamur atarlar yalnızca; ama böyledir diye, kardeşim,
yıldız olmak istersen, daha az ışık saçmamalısın onlara!
Ve iyilerle doğrulara karşı tetikte ol!
Onlar, kendi erdemini yaratanları çarmıha germeye can atarlar,
onlar yalnızlardan nefret ederler.
Kendi sevginin baskınlarına karşı dahi tetikte ol!
Her önüne gelene elini uzatmaya pek hazırdır yalnız kişi.
Elini değil, yalnız pençeni uzatmalısın nice kimselere;
hani pençenin tırnakları da olursa, yok mu…
Ama karşına çıkabilecek en çetin düşman kendin olmalısın hep;
sen mağaralarda ve ormanlarda kendine pusu kurarsın.
Kendi yalımınla yakmaya hazır olmalısın kendini;
önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki!
Sevginle git yalnızlığına, kardeşim,
yaratmanla git, doğruluk ancak daha sonra topallar ardın sıra senin.
Benim gözyaşlarımla git yalnızlığına, kardeşim.
Kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben,
ve böylece yok olanı.


Nietzsche

24 Mart 2012 Cumartesi

Bir akşam gözünde aşk tüterse
Geçmiş günler aklından geçerse
Kalbin bomboş ümitler biterse
Sen üzülme ben varım


Neler geçti kimbilir başından
Sevgi umdun hep başkalarından
Ağlama gidenlerin ardından
O giderse ben varım

Zaman durdu sanki
Beklerken seni
Ben bir tek sevgiye
Bağladım kalbimi

Ayrılmam istersen hiç yanından
Çağırsan gelirim çok uzaklardan
Eskiden korkardım yalnızlıktan
Korkmam artık sen varsın..


21 Mart 2012 Çarşamba

Özledim seni...
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturu­yor özlemin...
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı­yorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime sapla­nan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni ok­şayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, se­vimli ha­şarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı be­ni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz ge­celerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yor­gun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:
"Yaşayamaz artık bu evde... yüksek binalar ve be­ton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...
Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unut­mandan geçtiğini bilmek...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" de­mek...
"Beni ne kadar ça­buk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sa­na ne zor...
Sesimi, kokumu çe­kip alıvermek beynin­den, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken...
... seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakma­nı istemek senden...
... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
... ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlik­te güneşlendiğimiz on­ca yazı, yanyana titreş­tiğimiz onca kışı, pay­laştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, ar­kandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
... ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
... yokluğunu beklemek, ne zor...


* * *


Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engel­leri aşıp terkedilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları. yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geçiyor içimden...
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terketmişlere özgü bir terkedilme korkusunu da yüre­ğimin derinlerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve
"Geri dön bebeğim" demek istiyorum:
"Geri dön... kulüben seni bekliyor..."


                                                                                                                                Can Dündar/Yarim Haziran
Şimdi desem ki hadi atla gel,
bir tek kendini al gelirken,
Özlemediğimden değil de,
yerimi bilmediğimden diyemem.


Şimdi desem ki, omuzuna ihtiyacı var başımın,
Yatağı delik deşik kuru bir pınardır,
düşürmekten korktuğum göz yaşım.
Herkese ağlar bir sana susarım.

Şimdi sorsam, ektiğim papatyalarım,
Büyüyor mu masal evimizde.
Biraz su,biraz bira, biraz güneş kat köküne.
Uzun kalırım belki kalbinde.

Artık farkındayım,
yıllık alışveriş listesi yapıyoruz birbirimizde.
Eğer sarılar düşüyorsa yeşilin üstüne,
birazı senden birazı benden, Eşitiz işte.

Şimdi desem ki sana,
Özledinse sende beni,
Al boyanı, fırçanı uç gel.
Renge ihtiyacı olan bir bahçe var bende..



Güler Ataş

12 Mart 2012 Pazartesi

‎''Bir keresinde adamın birinden Shakespeare sevmediğimi, yazmaya hakkım olmadığını anlatan uzun ve öfke dolu bir mektup almıştım. Gençler bana kanıp Shakespeare okuma zahmetine bile girmeyeceklerdi. Böyle bir konum almaya hakkım yoktu. Sayfalarca bunu söyleyip durmuştu. Cevaplamadım. Ama burda cevaplayacağım. Siktir git lan. Ben Tolstoy da sevmem.''
Charles Bukowski

11 Mart 2012 Pazar

Hayallerimi almak isteyen var mi? diye sordu kucuk prens.



- Hayallerimi almak isteyen var mi? diye sordu kucuk prens.

- Hayallerin mi? Hic mi gurur yok sende? Hayallerin… hayallerini mi paylasacaksin? Bunu yapamazssin dedi tilki.



- Evet, hayallerimi…



hani soz vermistin, hani sevdiginden baskasi ile paylasmayacaktin? Hani sadece onun kulagina egilip anlatacaktin…



- Evet.. dedi uzulurek kucuk prens. Peki ya sevdigimde olursa icinde…



O zaman olur dedi tilki.



Duygulari hissetmek dedi kucuk prens. Saat gecenin ikisi… Tam iki gundur dusuncelerin ic ve dis kisimlarindan soyutlanmisiniz ve tamamen zamansizligin sonsuzlugunda sadece dolasiyorsunuz… disarida inanilmaz derece firtina var ve ruzgarin sesini hafifce duyabiliyorsun oysa oda o kadar sessiz ki.. bir oda ve kosede , sari los bir isik iceriyi aydinlatan. odanin tam karsinda televizyon, biraz ilerideki sominenin sicakligi hafif ciplak vucudunuza degiyor.. evet .. sevdigin ve sen en sevdiginiz filmleri izliyorsunuz… duvara yaslanmissin ve simdi sevdigin senin kalbinin atisini duyabiliyor… ellerin yanaklarinda biraz daha sariliyorsun…dudaklarini yavasca sevdiginin kulagina gorutup o anda ne hissettiklerin , dusuncelerine karisiyor ve susuyorsun… basini tekrar geriye dogru cekerken saclarinin kokusunu duyuyorsun ve nefesini hic birakmayacakmis gibi icine cekiyorsun…. Ruzgarin sesi kulaklarinda ve somineden gelen sicaklik vucudunuzda , isigi ve sicakligi hissediyorsunuz… bu kacinci gun…kelimlerin cikmazina geldiginde anliyorsun ki yoklugunda hep susuyorsun…

Kırılgan bir çocuğum ben..



Kırılgan bir çocuğum ben

Yüreğim cam kırığı

Bütün duygulardan önce

Öğrendim ayrılığı

Saldırgan diyorlar bana...

Oysa kırılganım ben

Gözyaşlarım mücevher

Saklıyorum herkesten

Ürküyorlar gözümdeki ateşten

Ürküyorlar dilimdeki zehirden

Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden

Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,

Bir yanı çılgın dağ doruğu.

Oysa böyle yapmasam ben

Nasıl korurum

İçimdeki çocuğu?

Bir yanım çılgın nar ağacı

Bir yanım buz sarayı



Murathan Mungan

ŞU HAYATTA NELER ÖĞRENDİM?






Her büyük başarının bir zamanlar imkansız diye düşünüldüğünü öğrendim (YAŞ 39)

Yalnızca cazibeyle 15 dak.idare edilebileceğini öğrrendim.Ondan sonra bildiğin bir şey vardır umarım(46)

İnsanlara iyi davranmanın hiçbir maliyeti olmadığını öğrendim(66)

Para kazanmanın en zor yollarından birinin para için evlenmek olduğunu öğrendim(42)

Aynı anda 4 kıza birlikte aşık olunabileceğini öğrendim(9)



Karımın pişirdiği bir yemeği yerken asla annemin ahçılığını övmemem gerektiğini öğrendim(27)

İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu öğrendim(70)

Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gitmemek gerektiğini öğrendim(38)

Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim(36)

Aç olduğumda yemeklik alışverişe çıkmamam gerektiğini öğrendim(38)



Kol kaslarının kalınlığının lise sonrası hayattaki başarı ve populeriteyle ilgisi olmadığını öğrendim(50)

En büyük acının başkasının acı içinde kıvrandığını izlemek olduğunu öğrendim

Bir insanın en değerli varlığının adı olduğunu öğrendim(74)

Çekiciliğin yüz gerdirme ya da burun kaldırma ameliyatlarıyla hiç ilgisi olmadığını aslında olumlu ve sevecen bir tavır demek olduğunu öğrendim(56)

Gülümseyince herkesin çekici olduğunu öğrendim

Sevdiklerimizden daima sevgi dolu sözcüklerle ayrılmamız gerektiğini çünkü onları son görüşümüz olabileceğini öğrendim

Bir iş bitmeden asla ücretimi ödememem gerektiğini öğrendim(48)



Kırsal bölgedeki insanlara el salladığınızda sizlere karşılık verdiğini öğrendim(9)

İnsanın kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektiğini öğrendim(31)

Bir hanımefendiye asla yaşını, kilosunu ve çantasında ne olduğunu sormamam gerektiğini öğrendim(68)

Bir iyiliği hatırlamak kadar bir kötülüğü unutmanın da önemli olduğunu öğrendim(33)

En büyük zevkin güzel bir kitap ile yumuşak bir koltuk ve yanıbaşımda uzanan bir kedi olduğunu öğrendim(50)

Çocuğumun yanında kardeşiyle övünmemem gerektiğini öğrendim(77)



Ağzımı kapalı tuttuğum sürece fazla hata yapmadığımı öğrendim(33)

Mutlu olmak için başkalarına güvenirsem ömür boyu mutsuz olacağımı öğrendim(60)

Evde aile reisinin kim olduğunu öğrenmek için uzaktan kumanda aletinin kimin elinde olduğunu bilmenin yeterli olduğunu öğrendim(48)

Her fırsatta derelerden yürüyerek geçme zevkini yaşamak gerektiğini öğrendim(40)

Hile yaparak bir miktar para kazanabileceğimi fakat daha sonra bu miktarın beş katını kaybedeceğimi öğrendim.(59)

Başarısızların daima bir başkasını suçladığını öğrendlim.(62)



Seven sadık bir eşin kişinin en önemli hazinesi olduğunu öğrendim(39)

Sırta hafif bir şaplak ile aferin çok iyi yapıyorsun gibi bir desteğin bir insanın gününü aydınlatmaya yetebileceğini öğrendim(49)

Severek yaptığım her şeyi daha iyi yaptığımı öğrendim(59)

Kadınları anlamadığımı ve asla anlayamayacağımı öğrendim(84)

Överken cömert söz verirken dikkatli olmayı öğrendim(54)

Her gece dua etmek gerektiğini öğrendim(9)

İnsanoğlunun manevi varlığının gücünü ve potnsiyelini asla küçümsememem gerektiğini öğrendim(82)

Öğrenmem gereken daha çok şeyin olduğunu öğrendim.



(H.JACKSON BROWN)

10 Mart 2012 Cumartesi

Entrika





Ah nasılda geçiyor zaman
Yeni ölmüş birinin üstünü örtercesine narin
Heryerde akşamüstleri bir gül gibi kopartılabilir
Polisle tartışan
kadının arasına bayılan deniz
Neden her denizin bir de annesi olmasın
Bir elin bir elden hamile kalması denli zengin
Ve Taksim'den Beşiktaş dolmuşuna binen sardunya
Her adam adını bir yerlerde düşürebilir
Bu şiir yazıldığı gibi okunmalı
Bu hayat bilindiği gibi yaşanacaksa
Yani hüzün dediğim yalnızca bir küfürdür
Ve küfür bir karanfilin ağzına ne kadar yakışırsa
Kalın kırmızı bir çizgi çekin aşkın altına
Bakışların altına, ihanetlerin, intiharların da
Sonra karşılarına geçip şaşırın biraz

Yani uçuruma yuvarlanan kamyona koşan köylü çocuklar
Direksiyonun başında bir palyaço bulunca nasıl nar gibi şaşırsa
Ah nasılda geçiyor zaman
Nefes nefese doğan sevdaya rağmen
Keşke bir şeyler keşfetseydik diyor insan
Ve mezarlık yoluna sapıyor hemen
Ben bütün bir gece uyumadan ölebilirim
Herhangi biri bütün bir gece ağlayabilir
Unutturabilir saydam bir renk eski bir sevgiliyi
Ve bir camın patlayarak kırılması
Eski bir sevgiliyi birdenbire
Hatta acımasızca hatırlatabilir
Yani sevgili dediğim yalnızca bir fıkradır
Hem insan bir fıkraya daha ne kadar gülebilir



Küçük İskender

26 Şubat 2012 Pazar

Vladimir Mayakovski/ Lili Brik'e Mektup

Lilek,

Görüyorum ki kararın kesin. Israrımın sana acı verdiğini biliyorum. Yalnız, Lilik, bugün başıma gelen öylesine korkunç ki, şu küçük saman çöpüne, yani mektuba sarılmadan edemeyeceğim. Şimdiye dek böyle acı çekmemiştim; gerçekten iyice büyümüşüm besbelli. Önceleri beni kovduğun zaman rastlantılara güvenirdim. Şimdiyse kendimi yaşamdan bütünüyle kopmuş hissediyor, bundan böyle hiçbir şey olmayacakmış gibi bir duyguya kapılıyorum. Sensiz yaşamanın anlamı yok. Bunu sana öteden beri söylemiş, kendim de adım gibi bilmişimdir. Şimdiyse duyuyor, bütün varlığımla hissediyorum. Zevkle düşündüğüm her şey ama her şey değerini yitirdi, midemi bulandırmakta. Gözdağı vermiyor, bağışlayasın diye yalvarmıyorum. Kendime zarar verecek hiçbir şeye girişmeyeceğim. Anamla Liuda için müthiş korkuyorum çünkü. Bu da duygusal olgunluğumu gösteren başka bir kanıt. Sana söz falan veremem. Hiçbir söze inanmayacağını bilirim. Seni üzmeden buluşmamızın, barışmamızın yolu olmadığını da biliyorum. Buna rağmen, sana yazmadan, bütün bunlardan ötürü beni bağışlamanı istemeden edemiyorum. Kararını acılar içinde binbir güçlükle verdinse, son bir denemeye girişmek istersen, beni bağışlar, karşılık verirsin. Karşılık vermesen de, biricik düşüncem sensin. Seni tıpkı 7 yıl önceki gibi seviyorum. Dileğin, buyruğun neyse hemen, seve seve yerine getireceğim. Sevdiğini bilen, ayrılığa da kendisinin yol açtığının farkında olan için ne korkunç şey ayrılmak!

Kahvede bir masaya çökmüş, ağlayıp sızlıyorum. Hizmetle görevli kızlar benimle eğleniyor. Bundan sonra yaşamımın hep böyle olacağını düşünmek ürperti verici. Senden değil, kendimden söz ediyorum ve şu anda senin alabildiğine dingin olduğunu, her saniye benden uzaklaştığını, birkaç saniye sonra büsbütün unutulup gideceğimi düşünmek ne korkunç! Bu mektup sende acı ve tiksintiden başka bir şey uyandırırsa, tanrı aşkına karşılık ver, hemen yaz, şimdi eve koşup bekleyeceğim. Yoksa, ne korkunç, ne müthiş bir yıkım!

Öperim.
Bütünüyle senin olan ben.

Saat 10 şimdi; 11'e dek karşılık vermezsen, beklemenin gereksiz olduğunu anlayacağım.

Vladimir Mayakovski/ Lili Brik'e Mektup

24 Şubat 2012 Cuma

küçük prens

İşte o sırada bir tilki çıkıverdi ortaya.
“Günaydın” dedi tilki.
“Günaydın” dedi küçük prens kibarca. Ama etrafına baktığında kimseyi göremedi.
“Buradayım! Elma ağacının altında.”
“Sen kimsin? Çok güzel görünüyorsun.”
“Ben bir tilkiyim.”
“Gel, birlikte oynayalım. Öyle mutsuzum ki” dedi küçük prens.
“Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.”
“Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu.
“Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?”
“İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?”
“İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?”
“Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?”
“Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.”
“Bağ kurmak mı?”

“Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve işsiz olacaksın, ben de senin için.”
“Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.”
“Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki.
“Ama bu çiçek dünyada değil.”
Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?”
“Evet.”
“Peki orada avcılar da var mı?”
“Hayır, yok.”
“Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?”
“Hayır. Tavuklar da yok.”
“Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı:
“Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni.

Bütün tavuklar birbirine benzer. Bütün insanlar da öyle. Bu yüzden biraz sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen eğer, yaşamıma bir güneş doğmuş olacak. Senin ayak seslerin benim için diğerlerinden farklı olacak. Ayak sesi duyduğum zaman hemen saklanırım. Ama seninkiler, bir müzik sesi gibi beni gizlendiğim yerden çıkaracaklar. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Bu yüzden de bu tarlalar bana hiçbir şey hatırlatmazlar. Buna üzülüyorum. Ama sen beni evcilleştirseydin, bu harika olurdu. Altın renkli saçların var senin. Ben de altın renkli başakları görünce seni hatırlardım. Ve rüzgarda çıkardıkları sesi severdim.

Sustu tilki ve uzun bir süre küçük prensi izledi.
“Senden rica ediyorum. Lütfen beni evcilleştir!” dedi.
“Elbette” dedi küçük prens. “Ama pek fazla vaktim yok. Yeni arkadaşlar edinmem ve birçok şeyi anlayabilmem gerekiyor.”
“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”

“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”
Ertesi gün küçük prens yine geldi.
“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim.

Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.
“Gelenek nedir?”
“Bu da çok sık unutulan bir şeydir” dedi tilki. “Bir günü diğer günlerden, bir saati diğer saatlerden ayıran şeydir. Örneğin, şu benim avcıların da gelenekleri vardır. Perşembeleri kızlarla dansa giderler. Bu yüzden de Perşembe benim için harika bir gündür. Üzüm bağlarına kadar yürüyebilirim. Ama avcılar dansa herhangi bir gün gitseydi, benim için hiçbir günün özelliği olmayacaktı ve asla tatil yapamayacaktım.”

Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki.

“Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim.
“Doğru, haklısın” dedi tilki.
“Ama ağlayacağını söyledin!”
“Evet, öyle.”
“O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”

“Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”
Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti.
“Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”
Güller bu duyduklarına çok bozuldular.

“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”
Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.
“Elveda” dedi.
“Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.”

“Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.
“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir. ‘Rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.

Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz. Uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım. Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. Bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım. Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.

Dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.


Haili Cibran

9 Şubat 2012 Perşembe



Yasli bi gevezenin hayata ve bana verdigi nasihatleri aldim cope attim
 Dedi ki; genclerin onunu actim
Cunku hayat enerjinin caglayan cosan yerinde daha tutkuluymus..

                                                  A.G.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Her şey gelir..



Her şey gelir.
SEN sadece ALACAK kapasiteyi yaratırsın;
Her şey gelir…
SEN sadece KAPIYI açarsın.
Yaşam sana GELMEYE hazır.
Sen o kadar çok ENGELLL koyuyorsun ki!
Yaratabileceğin en büyük engel de yaşamı KOVALAMAK.
Kovalamacan ve koşuşturman yüzünden,
Yaşam NE zaman gelip de KAPINI çalsa
SEN EVDE OLMUYORSUN…

OSHO

2 Şubat 2012 Perşembe

ne duruyorsun hala !
aşkı tat.. çık sokaklara .. gülümse ..
insanlara selam ver..
derin bir nefes al, bir sigara daha yak ,
bir kahve daha iç,
sev, seviş ..
yıldızları izle, güzel bir müzik dinle,
bir çocuğun saçlarını okşa..

çünkü  yaşamak ;
savaşmak ve düşünmek için çok kısa ..
Sana iyi şeylerden bahsetmek istiyorum. İyi olan şeyler. İyi ve uzun olan. Bizi sevgi dolu ve güçlü yapan şeyler. Gülmeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi acemiyim. Sana anlatacak doğru dürüst bir gerçek, ya da avutacak kadar güzel bir yalan bulmalıyım. Sadece seni hayatımda üç kez görmüş ve unutamamış olabilirim.
Sadece seni sevmiş olabilirim..

1 Şubat 2012 Çarşamba

bu ne bu ne ama =) yiyim ben onu .. nasıl tatlııııı yaaaaaaaaa böyle kocaman severim ben onu =)

31 Ocak 2012 Salı

Frida'dan Diego'ya


Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

"Frida Kahlo"

29 Ocak 2012 Pazar


Hep aynı sessizlikle geliyor gece…
Hep aynı yalan dolan masalları dinliyorum yine
Hep aynı yüzler, hep aynı sesler peşimde…
Anlatamıyorum,inandıramıyorum kendime…
Sen benim yarım kalan cümlelerimsin…
Hiç söyleyemediğim, söylemediğim o sözlerim
Sen benim hiç ısınmayan ellerimsin
Hiç unutamayan, unutmayan o kalbim…
Sen benim eksik kalan yerimsin
Kapattığım pencereler, güneşlere çektiğim o perdelerim
Sen benim hiç sevmediğim sessizliğimsin…
Kaybettiğim yolum, korktuğum karanlık, hiç tutamadığım o yeminlerim…

Sen benim terk ettiğim şehirlerimsin…
Düştüğüm çukur, uzanan ellerim, hiç tutunamadığım o gidenlerim…
Sen benim kovulduğum cennetimsin
Eğdiğim yüzüm, sövdüğüm aydınlığa hiç açamadığım o gözlerim

..

"Prag'da üç leylek lokantasında buluşurduk
şimdi bir yol kıyısında,gözlerim kapalı duruyorum
sen bir ölüm boyu benden uzak
belki Prag'da üç leylek lokantası yok
ben uyduruyorum
Prag'da üç leylek lokantasında buluşurduk
söylerdim içimden senin yüzüne bakarak"

28 Ocak 2012 Cumartesi

Seni sevmem yasaldır..





Benim Günahım Aşktır
Benim günahım aşktır, senin erdemin nefret:
Sevgi günahtır diye günahımdan nefret bu.
Gel, kendi durumunu benimkine kıyas et,
Görürsün siteminin ne haksız olduğunu.

Haklıysa da, o sözler kızıl süsünü bozan
Ve benimkiler kadar bol sahte aşk senedi
Düzüp başkalarının yataklarını talan
Eden dudaklarından işitilmemeliydi.
Seni sevmem yasaldır; bak, seviyorsun sen de:
Gözüm sırf sana düşkün, senin gözün onlara;
Merhamet yüreğinde kök salıp boy versin de
Acımanla hak
kazan sana acınanlara.
Aramağa kalkarsan kendi gizlediğini
Senin kendi örneğin yoksun bırakır seni.






William Shakespeare

25 Ocak 2012 Çarşamba



‎"LOVE AND OTHER DRUGS"

binlerce insanla tanışıyosunuz ve hiç biri size ulaşamıyor sonra birgün bir kişiyle tanışıyorsnuz ve hayatınız sonsuza denk değişiyor..

24 Ocak 2012 Salı





'Bazı sofralarda Dua etmek ! Tanrıya Hakaret Olur !!!

hadi yiyelim =)


Tek başınalık








”Tek başınalık senin doğan. Tek başına doğdun, tek başına öleceksin. Ve anlamadan, farkında olmadan tek başına yaşıyorsun. Tek başınalığı yalnızlık sanma yanılgısına düşüyorsun. Bu sadece bir yanlış anlama. Sen kendine yetersin. Eski alışkanlıklar yüzünden geçiş dönemi biraz acı veriyor ama fazla sürmeyecek. Ve onu kısa kesip dayanılır hale getirmenin yolu, tek başınalığının gittikçe daha fazla keyfini çıkartmaktan geçiyor. Tek başınalığını gittikçe güçlendirebilirsin. O yüzden tüm çabanın çok olumlu olması gerekiyor. Tek başınalığını tüm varlığınla besle, büyüt, ona sevgini akıt, artık o üzüntü ve huysuzluk boşluklarını yaşamadığını görüp şaşıracaksın, artık içindeki enerjini buna harcamayacaksın.

Aslında güzel bir tek başınalık içinde yaşayan insan ilişki kurabilir çünkü ilişki onun ihtiyacı değildir. O bir dilenci değildir, senden hiçbirşey istemez – dostluğunu bile. O vericidir. Kendi neşe, huzur, sükunet ve mutluluğunu paylaşır. İşte o zaman aşkın tadı bambaşka olur, işte o zaman bu bir paylaşımdır. Her iki kişi de tek başınalığın güzelliğini biliyorsa, o zaman aşk en üst noktasına erişir, bu nadiren mümkün olur. İşte o zaman aşkın başı göklere erer.

Tekbaşınalık ilişki kuramamak anlamına gelmez. Yalnızca tamamen farklı türde ilişki kuracağın anlamına gelir, yani ızdırap ve mutsuzluk olmayacak, sorun yaratmayacak, dolaylı veya dolaysız diğerini baskı altına alma, köleleştirme çabasına dönüşmeyecek.
Çünkü bu tür ilişki korkudan doğmaz, bu yaşamın ta kendisidir. ”

Osho – Aşk,Özgürlük,Tekbaşınalık

23 Ocak 2012 Pazartesi



Şarkı söylüyormuşum

Sokaklarda,

Görmüşler.



Yere yere bakıyormuşum

Yürürken,

Duymuşlar.



Sonrasını kendileri uydurmuşlar.

..


ne kadar oldu
birine seni seviyorum demeyeli
öyle candan?
bambaşka birine çevirdiği
için seni
tiksineli aşktan?

"FARKINDALIK"

Ben sana bir ahlak dersi vermiyorum. "Bu doğru, bu yanlış, bu ahlaklı, bu ahlaklı değil" demiyorum. Bunların hepsi çocukçadır. Ben sana çok basit bir kriter veriyorum: "FARKINDALIK" Eğer farkındalıkla bir şey yaparsan doğru olmak zorundadır çünkü farkındalıkla hiçbir şeyi yanlış yapamazsın. Ve farkındalık olmadan da herkes tarafından takdir edilen kimi şeyleri çok iyi yapabilirsin. Ama ben hala ona yanlış diyorum çünkü farkında değilsin. Ve yanlış sebeplerden dolayı yapmış olmalısın. Farkındalık olmadan onların sadece gösteriş, ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Onlar seni yapmacık hale getirir. Seni özgürleştirmezler, seni özgürleştiremezler. Tam tersine seni hapsederler..

çok haklısın =)

‎1 kilo elma yedim bu gün. diyeceksin ki bana ne. sana da çok hak veriyorum ben. :)

insan ..

İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, Kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde, artık çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir.

22 Ocak 2012 Pazar

korkuyorlar..

İnsanlar tekrar tekrar mutsuzluklarını anlatıp duruyorlar.Hatta abartıyorlar bile,süslüyorlar,büyütüyorlar.Olduğundan daha kötüymüş gibi gösteriyorlar.Neden? Riske atacak hiçbir şeyin yok.Ama insanlar bilinene tanıdık olana yapışıp kalıyorlar.Tek bildikleri mutsuzluk bu onların hayatı.Kaybedecek bir şey yok ama kaybetmekten de çok korkuyorlar..

Unuttum..=)


"birden bire uyuyacağım.
bunca uykulu uykusuzluktan sonra,
sanki papatyalar açacak balkonun önünde
kediler gelip içine sıçacaklar
gübre...

uyuyacağım, herkesi uyutmak için değil
uyandırmak için
ben hep böyle yaşadım
herkesi uyandırmak için
vakti saati değildi belki
belki de ben
beceremedim..."